PCTurk | Aşk Sevgi Resimleri , Mektupları , silkroad , komik msn avatarlar
+ PCTurk | Aşk Sevgi Resimleri , Mektupları , silkroad , komik msn avatarlar » -Sinema- » Film İncelemeleriKonu:
 Felon (2008)
.
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Felon (2008)
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Felon (2008)
« : 14 Kasım 2008, 19:47:37 »
deADLy*
Co-Admin
*



Rep: 1938
Online Online

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 8091
11398.00 Forum Lirası

Extra Listesi
Üyeye para gönder
*' bLa bLa .. |

492437901
Üyelik Bilgileri WWW E-Posta




Amerika'daki hapishaneleri anlat desek en küçük çocuk bile gözü kapalı anlatır herhalde. O kadar hapishane filmi seyrettik ki, oraya düştüğümüzde uymamız gereken kurallardan tutun, karşı karşıya kalacağımız muameleye kadar hepsi ezberimizde. Hatta yine bir hapishane filmi olan The Shawshank Redemption en iyi filmler sıralamasının en üzerinde. Bazı filmler tamamen hapishanelerde geçerken bazılarında ise kahramanlarımız hapishanelere düşerler.. Neticede bir aşinalığımız vardır "Amerikan Hapishanelerine". Öyle bizim hapishanelerimizdeki gibi kader mahkumları yoktur elin Amerika'sında. Şöyle asayım geyikli halımı ranzamın arkasına, kaderin yazdığını paşa paşa çekeyim hali yoktur. Ya da Tatar Ramazan gibi fakir fukarayı koruyan, kötülüğe geçit vermeyen, adil yiğitler yoktur uzaklardaki hapishanelerde. Bizdekiler kader mahkumudur, onlarınki ise azılı suçlu. Onların hapishanelerinde her türlü pislik dönerken bizimkilerde bağlama çalınıp, efkarlı türküler söylenir. Onların hapishanesi dipsiz bir kuyu iken bizimkiler ömür törpüsüdür. Onların hapishanelerine hak eden bizimkilere ise kader mahkumları düşer. Bu kader mahkumlarından birisi olmak an meselesidir hep. En küçük bir hata hayatımızı bitirir, o dört duvarın figüranlarından biri yapar bizi.

Wade Porter (Stephen Dorff) Amerikan Rüyasını gerçekleştirmiş bir adam. Güzel bir karısı, harika bir oğlu var. İş hayatında da gayet başarılı. Yapmak istediklerini başarmış, hatta daha ileriye götürebilmenin de adımlarını atmış bir adam. Her şey dört dörtlük hayatında. Ta ki bir gece evlerine hırsız girene kadar. "Evde biri var" diyalogu ile başlayan konuşma feci şekilde biter. Odalardan gelen gürültü ile uyanan karı koca hemen içlerinden gelen dürtü ile çocuklarına koşarlar sessizce. Çocuklarını güvence altına aldıktan sonra evin erkeği üzerine düşeni yapmaya koyulur. Yatağının yakınında sakladığı beyzbol sopası ile evin içinde hırsız avına çıkar...

Burada kısaca araya girmek istiyorum. Bilmiyorum hiç dikkat ettiniz mi evlenene kadar ev güvenliği konusunda kaygıları olmayan erkekler evlendikten sonra nedense kendine özel bir silah bulundurma gereği hisseder yatağının yakınlarında. Kimi silah, kimi beyzbol sopası, kimisi de kalın bir sopa bulundurur mutlaka elinin altında. Değişik bir kaygı kaplar içini. O zamana kadar kimseden korkmayan delikanlılar evlendikten sonra kapıları sıkıca kilitlemeye ve özel silahlar edinmeye başlarlar. Çünkü artık zayıf bir noktaları vardır. Yapacakları en küçük bir hata onlara baş edemeyecekleri acılar olarak dönecektir. Kapılar kilitlenir, camların önüne demirler yaptırılır, alarmlar kurulur... Nedir sakladığı erkeklerin evlerinde bu kadar kıymetli olan? Tabi ki ailesi... Sokakta yürürken veya bir otobüste seyahat ederken insanlara şöyle bir baktığınızda bazılarını çok zayıf, bazılarını çok güçlü, bazılarını gariban, bazılarını ise çok itici bulacaksınız. Orta yaşın üzerindeki erkeklerde ise bir sakinlik, bir yorgunluk, bir bezginlik fark edeceksiniz. O an bir olay olsa çoğunun bu olaydan uzak durmak isteyeceğini tahmin etmek güç değil. Bütün gününü olaylardan ve belalardan uzak geçirmeye çalışan o orta yaşın üzerindeki adamların tek hassas oldukları, içlerindeki gücü ve canavarı dışarı çıkardıkları tek an ailelerinin tehlikede olduğu anlardır. İşin içine ailenin tehlikede olması durumu girince en basit, en sıradan erkek canavarlaşır ve freni boşalmış bir kamyon gibi nereye çarpacağı belli olmadan yol almaya başlar. İçten içe o ana hazırlık yapar ve yakınlarında bir özel silah bulundurmasının nedeni de budur. Yoksa hayatında karınca bile incitmemiş bir adamın yatağının altında bir beyzbol sopası saklamasını nasıl açıklayabilirsiniz?

Yani insanlar umutları ellerinden alındıkları ve kaybedecek bir şeyleri olmadıkları zaman canavarlaşırlar. Wade Porter da mutlu olarak yattığı bir akşam uykusunun ardından bu iki duyguyu da yaşayacak ve canavarlaşacaktır.
Kaldığımız yerden devam edelim... Elinde bezbol sopası ile hırsız avına çıkan evin babası hırsız ile karşılaşır ve onu kovalamaya başlar. Hırsız atletikliği ile bir an evin babasını elinden kurtulur fakat ailesinin tehlikede olduğu dürtüsü ile freni boşalan baba hırsızı bahçeye kadar kovalamaya devam eder. Bir an elindeki beyzbol sopasını sallar ve tam isabet! Sopa hırsızın başında kocaman bir delik açar. İşte o andan itibaren namuslu, çalışkan, iyi kalpli ve ailesini seven bir babanın hayatı kararır. Bir an için kendimi gördüm ekranda...


Her şey birden ters gitmeye başlar. Dünyanın karanlık tarafı içine çekmeye başlar Wade Porter'ı. Onu kendi düzenine ayak uydurmaya zorlamaya başlar. Suçlu ve aşağılık bir adam muamelesi görmeye başlayan Wade Porter daha ne olduğunu anlayamadan suçları bir mıknatıs gibi çekmeye başlar. Henüz hapishane yolculuğunun başında işlemediği bir suç üzerine bırakılır. O suçtan kurtulmak için başka bir suç işlemeye zorlanır. Böylece değirmen çalışmaya ve o masum, ailesini korumaya çalışan babayı öğütmeye başlar. Kendisi içeride hayatta kalma mücadelesi verirken dışarıdakiler de en az onun kadar çetin bir mücadele içine girerler. Yıllarca uğraşıp bir noktaya getirilen hayat çıktığı hızın iki katı ile batmaya başlar. Zaman geçtikçe ve dışarıya çıkmanın çok zor olduğu fark edilince aile dağılmaya başlar. Daha önce ailesi ve geleceği elinden alınacak diye kendini kaybedip bir kısmı canavarlaşan baba bu seferde kaybedecek bir şeyi olmadığı için tamamen canavarlaşır. Dışarı çıkmak için değil intikam için yaşamaya başlar ve insanlığını kaybeder.

Fakat beterin beteri var. Normal bir vatandaş olan Wade Porter'ın en belalı adamlarla yaşadığı hücresine bir başka aile babası gelir. O ailesini savunamamış böylece girdiği canavar psikolojisinden de sıyrılamamış bir baba... John Smith (Val Kilmer) seneler önce ailesi vahşice katledilmiş ve bu şoku yıllarca atlatamamış bir adamdır. İçine düştüğü durum onu öyle canavarlaştırmıştır ki ailesini öldüren katilleri değil onların sülalesini katlederek onlara kendi yaşadıklarını yaşatmaya çalışmıştır. Çünkü artık ne bir geleceği ne de kaybedecek bir şeyi kalmıştır. Yaptıklarından sonra idam edilip ailesinin yanına gitmeyi talep etmiş bir baba. Bu ikili eyaletin en azılı suçluları ile yüksek güvenlik önlemlerinin alındığı bir hapishanede kalırlar. Günün belli saatlerinde küçücük bir avluya (arenaya desek daha doğru olur belki de) çıkmalarına izin verilir. Eyaletin en azılı suçlularını küçücük bir avluya doldurduğunuzda olabilecekleri varın siz düşünün. Bir kere bu arenada tek başına olmanın imkanı yok. Herkes bir grubun adamı olmak zorunda. Siyahlar, Latinler, Dazlaklar… Bir tanesini mutlaka seçmek zorundasınız. Gruba girdiğiniz anda da artık çıkış ihtimaliniz gittikçe zorlaşıyor. Grupların zorlaması ile çeşitli suçlar işlemek zorunda kalıyorsunuz çünkü. Gruplar kendi içlerinden bir adam seçerek diğer gruptan bir adamla dövüştürüyorlar güçlerini gösterebilmek için. Tam bir arena ortamı yani. Dazlakların dövüşen adamı bizim müzmin babamız Wade Porter. Arenanın kralı ise hapishanenin tecrit bölümünün sorumlusu Lt. Jackson (Lost’ tan tanıdığımız Harold Perrineau)





Lt. Jackson mahkumlardan kaptığı hastalığı ailesine bulaştıran ve bu yüzden ailesi dağılan bir gardiyan. Anlayacağınız geleceği elinden alınmış başka bir baba daha. O da yarı yarıya çılgınlığın eşine gelmiş bir adam. Tamamen çıldırmasına tek engel ufak oğlu. Fakat mahkumlara olan hırsı hiç azalmıyor ve hepsine birer pislik gibi davranıyor. Arenada birbirlerini öldüresiye dövmeleri ise en büyük zevki..

Bu 3 adam etrafında gelişiyor olaylar. Özellikle Val Kimler ve Harold Perrineau’ nun oyunculukları çok başarılı. Sadece bu film için mi bilmiyorum ama Val Kimler felaket kilo almış. Hatta bu aldığı kilolar insanların gözüne sokulmaya çalışılmış gibi geldi bana. Hapishanelerdeki güvenlik önlemleri ne kadar değişmiş görmüş olduk. Hele mahkumların avluya çıkmadan önceki kontrolleri çok feci. Daha önce çok hapishane filmi seyrettik ama hiç birisi bizim gibi sıradan insanları bu kadar ilgilendirmemiştir eminim. Özellikle sıradan bir adamın git gide dibe batışı çok iyi anlatılmış.

Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
+ PCTurk | Aşk Sevgi Resimleri , Mektupları , silkroad , komik msn avatarlar » -Sinema- » Film İncelemeleriKonu:
 Felon (2008)
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Tigra Design by TurkLoRD