« Yanıtla #10 : 02 Ekim 2007, 07:57:44 » |
MaVi
ADMİNE
Administrator
Rep: 2218
Online
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 7939
26576.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
Sizinkiler gibi efendim...Sizlerin de emeğine sağlık... 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #11 : 03 Ekim 2007, 09:39:01 » |
|
|
|
« Yanıtla #12 : 03 Ekim 2007, 09:44:22 » |
MaVi
ADMİNE
Administrator
Rep: 2218
Online
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 7939
26576.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
Bu bölüm için özel çekilmiş sanki....Ne güzel oldu.Gerçekten emek var şimdi... Teşekkürler...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #13 : 24 Ekim 2007, 16:05:45 » |
Ridvan
Administrator
Rep: 2153
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 9281
27312.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
Kusuruma bakmayın benim, dostlar, bağışlayın beni. Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna düşmüşüm, deli divane olmuşum. Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, çok uzaklardan geçen bir hayal gibi. Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben.
Haydi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel. Ne varsa şu ırmağın içinde var, soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa, hadi. Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.
Bu ırmakta ne ölmek var bize, bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert. Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.
Durma, çabuk gel, gelmem deme. Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, senin şânına sadece gelmek yaraşır.
Mevlana Celaleddin Rumi
|
|
|
|
|
Logged
|
Seni Dusunmeyi Seviyorum,Beni Mutlu Ediyor...
|
|
|
« Yanıtla #14 : 02 Kasım 2007, 06:33:02 » |
Ridvan
Administrator
Rep: 2153
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 9281
27312.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
 |
|
|
Mevlânâ'dan tek el yazısı şiir
Eğer Hâkim'in İlâhînâme'si tarzında ve Mantıku't-tayr'ın vezninde bir kitap yazılsa, bütün insanlar arasında hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur. Günlerden bir gün Hüsâmeddin Çelebi, Mevlânâ ile baş başa oturmaktadır.
Çelebi,
“Eğer Hâkim'in İlâhînâme'si tarzında ve Mantıku't-tayr'ın vezninde bir kitap yazılsa, bütün insanlar arasında hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur.” deyince Mevlânâ, sarığının içinden bir kâğıt çıkartıp verir.
Kâğıtta, “Duy şikayet etmede her an bu ney” diye başlayan on sekiz beyit yazılıdır.
O günden sonra Mevlânâ söyler, Hüsâmeddin Çelebi yazar ve sonunda altı ciltlik Mesnevî ortaya çıkar.
Bugün, ilk on sekiz beyti Mevlânâ'nın, geri kalanı Hüsâmeddin Çelebi'nin hattı ile olan Mesnevî nüshasının nerede olduğu bilinmiyor.
Bu konudaki tek bilgimiz, Evliya Çelebi'nin Erzincan Mevlevihanesi'ni anlatırken yazdığı, “Ve bizzat Hazret-i Mevlânâ'nın hırka-i şerifi ve kendi hatt-ı şerifiyle bir kıt'a Kelâm-ı İzzet'i ve yine hattıyla Mesnevî-i Şerif'i vardır.” satırlarından ibaret.
Ancak Hasan Âli Yücel'in çevirdiği ve 74 yıl sonra Türkiye İş Bankası Klasikler Dizisi'nden yeniden yayımlanan “Rubailer” adlı kitapta, Mevlânâ'nın el yazısı ile bir şiiri var.
Ahmed Yesevi'nin hikmetlerini andıran manzume, 13. ve 14. asır Türkçe"si ile kaleme alınmış.
Ne yazık ki bu el yazısının da aslının nerede olduğu bilinmiyor.
Çocukluğunu Yenikapı Mevlevihanesi'nde geçiren Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel (1897-1961), ilk baskısı 1932'de Remzi Kitabevi'nce yapılan kitabın hazırlanış öyküsünü şöyle anlatıyor:
“Şimdiye kadar Mevlânâ'nın el yazısını -basılmış, basılmamış- hiçbir yerde görmemiş ve görene de tesadüf etmemiştim.
Rubaileri bastıracağımı kendisine söylediğim müderris Şerafeddin Bey, Umumi Kütüphane Müdürü, muhterem üstad İsmail Saib Efendi'nin bu hususta malumatı olduğunu bana söylediği zaman, manevi kemâline büyük saygı beslediğim müşarünileyhe gittim.
Her zamanki tevazuu ile kendisinde bulunan bir kitabın içinde, Mevlânâ'nın el yazısı olduğunu ve kitabı getireceğini söyleyince çok sevindim.”
Beyazıt Kütüphanesi'nin kırk yıl müdürlüğünü yapan İsmail Saib Efendi (1868-1940), on binlerce el yazması eserin adını, konusunu, yerini bildiği gibi, büyük bölümünü ezberine almış bir şahsiyettir.
Hasan Âli Yücel'e gösterdiği kitap ise Arapça dilbilgisine dair iki eserden oluşmaktadır:
İbni Cinni'nin Et-Telkin'i ile Ali İbni Saidi Zeydî'nin El-Muktedâbih'i.
Bir arada ciltlenen iki kitabın arasındaki dört sayfalık bölümde, bir manzume yer almaktadır.
Başında bulunan 'Li-kâtibihî' kaydından, el yazısının, şiirin sahibine ait olduğu anlaşılmaktadır.
Son beyitte ise “Şems” ismi geçmektedir.
Şems, Mevlânâ'nın şiirlerinde kullandığı mahlastır.
Yücel, manzumenin Mevlânâ'ya ait olduğu kanaatini şu cümlelerle dile getiriyor:
“Üstüne yazı yazılan eserin Mevlânâ'dan takriben bir buçuk asır evvel yazılmış olması, (Li-kâtibihî) kaydının bulunması, on dokuzuncu beyti tashih ederek bu manzumeyi istinsah değil, doğrudan doğruya kendisinin yazmış olması ve Şems diye tahallüs etmesi bende bu kanaati hasıl etmiştir.”
Merhum Mesnevihan Şefik Can da “Divan-ı Kebir'den Seçmeler” adlı kitabın önsözünde, Mevlânâ'nın gazellerinde kendi adı yerine hep Şems-i Tebrîzî'nin adını kullandığından bahseder ve, “Mevlânâ, gönül verdiği Tebrizli Şems'i öne almış, kendini onun adı altında gizlemiştir.” der.
Yücel'in bahsettiği iki kitabın İsmail Saib Efendi'nin özel kütüphanesine mi, yoksa Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne mi ait olduğunu bilmiyoruz.
Saib Efendi'nin şahsi kitapları, vasiyeti gereği Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'ne bağışlanmış.
Her iki kütüphanenin internet katalog taramasında yaptığımız araştırmalarda, bahsedilen eserlere dair bir kayıt bulamadık.
Umulur ki, UNESCO tarafından ilan edilen 2007 Mevlânâ yılında bu eserler bulunur ve kendi el yazıları Mevlânâ Müzesi'nde sergilenir.
Selçuk KARAGÖZ (Araş.-Yazar)
|
|
|
|
|
Logged
|
Seni Dusunmeyi Seviyorum,Beni Mutlu Ediyor...
|
|
|
« Yanıtla #15 : 02 Kasım 2007, 12:55:55 » |
|
|
|
« Yanıtla #16 : 28 Aralık 2007, 12:37:35 » |
MaVi
ADMİNE
Administrator
Rep: 2218
Online
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 7939
26576.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
 |
|
|
Mevlana,hanımı Gevher Hatun'a sorar ;
-Gelinden ne haberler var ?
Gevher Hatun çekine çekine anlattı.'' Efendimiz,geçen gün komşulardan duydum.Gelinimiz Fatıma'ya bazı soysuzlar yolda laf atmışlar.Her nedense Fatıma da bunlara karşılık vermiş,bunun üzerine olay oğlumuz Bahaeddin'in kulağına gitmiş,eve dönünce geline çok kızmış ''
Mevlana merakla sordu ;
-Peki ne demiş Bahaeddin ?
Gevher Hatun sesini mümkün olduğunca yumuşatarak anlattı ; '' Sen sokak serserilerine ne diye karşılık veriyorsun '' diye azarlamış.
Mevlana sordu ;
-Eee ?
''Sonra gelin ağlamış,ağlamış''
Mevlana canı sıkkın bir sesle;
-Bak sen şu işe ! diye karşılık verdi.
Gevher Hatun anlatıyordu ; '' Bence Bahaeddin geline söz geçiremiyor mu nedir ? ''
Mevlana bu sözden memnun olmadığını belli eden bir sesle;
- Mahluktan şikayet Halikten şikayettir hanım.Gelinimiz iyi kızdır,kibardır ; buyüzden Bahaeddin de konuşmasında kırıcı olmamalıdır.Hanım şimdi beni iyi dinle,yarından tezi yok gelinimiz Fatıma'ya git ve söylediklerimi aynen kendisine söyle
''Ne diyeyim efendimiz ? ''
-Şunu söyle ; Kayınbaban senin üzülmene 10 kat daha fazla üzüldü..de Tertemiz denize köpeklerin dili değdi diye deniz kirlenmez..de !
Mevlana sözlerine devam etti ;
-Gelinimizin dertlenmesini istemem.Allah'ın yardımı daima onların üzerindedir.Oğlumuz Bahaeddin'e de tembihte bulun,birdaha sakın kızı hırpalamasın.
(Bütün sayılarda bir vardır- Taşkın Tuna syf 87)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #17 : 28 Aralık 2007, 12:43:44 » |
MaVi
ADMİNE
Administrator
Rep: 2218
Online
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 7939
26576.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
 |
|
|
Yunus Emre ve Mevlana'nın Karşılıklı Konuşmaları !
Mevlana dervişleriyle yaptığı sohbeti bitirdikten sonra,bir derviş telaşla odaya girdi ve heyecanla,uzaklardan gelen genç birisinin kendisini ısrarla görmek istediğini haber verdi.
Mevlana , '' Buyursun bakalım '' diye izin verdi.
İçeriye orta boylu,cübbesiz,külahsız ve sakalsız,çok sade giyinimli bir delikanlı girdi.
Mevlana yerinden adeta bir ok gibi fırladı.Bu zatı mana aleminden tanıyordu.Bu,kendisi gibi çağlara damgasını vuracak yiğit bir HAKK aşığı olan Yunus Emre idi...
Heyecan ve hasretle kucaklaştılar.
Odadaki dervişler bu samimi karşılamaya bir anlam verememişti,ama ortamın manevi yükünün yoğunlaştığını anlamakta zorlanmadılar...
Daha sonra Mevlana ve Yunus Emre Karşılıklı Dini Şiirler Söylediler...Bir Mevlana Söylüyor...Bir Yunus Emre Söylüyor... Dervişlerde onları hayranlıkla izliyordu...
Yunus Emre ve Mevlana birbirini özleyen iki kardeş gibi yan yana oturdular...Mevlana sordu ;
- Pek güzel, Pek Sade giyinmişsiniz.Üzerinizde hırkanız bile yok ,üşümezmisiniz ?
Yunus Emre şiirle karşılık verdi ;
Dervişlik dedikleri hırka ile taç değil Gönlün derviş eyleyen,hırkaya muhtaç değil
Mevlana beğendiğini belli eden bir hareket yaptı.Ve yine sordu ;
- Pek doğru söylersiniz.Nasılsınız iyimisiniz ? Nelerle meşgulsünüz ? Ne yapar ,ne eylersiniz ?
Yunus Emre yine şiirle karşılık verdi ;
Adımız miskindir bizim,düşmanımız kindir bizim Biz kimseye kin tutmazuz,kamu alem birdir bize Ben gelmedüm dava için,benim işum sevi içün Dostun evi gönüllerdir,gönüller yapmağa geldüm !
Mevlana, Yunus Emre'ye Sordu; -Biz dervişlerimize Tevhid'i öğretirken '' Bir elma iki ayna '' demiştik.Siz ne dersiniz ?
Yunus Emre cevap verdi;
Tevhid imiş cümle alem Tevhidi bilendir adem Bu tevhidi inkar eden Öz canına düşman imiş.
Mevlana,Yunus Emre'nin bir süre dergahta kalmasını istiyordu.
-'' Evet,davetimizi kabul buyurursanız,çok memnun kalacağız.Hemde size yazdığımız 6 ciltlik Mesneviyi okurduk'' dedi.
Yunus Emre kalktı ,kapıya doğru yönelirken ilk kez şiirsiz konuştu;
-Ne kadar uzun yazmışsınız ! Çok emek ve gayret sarfetmişsiniz.Bize kalsaydı aynen şunu söylerdik ;
'' Ete Kemiğe Büründüm,Yunus Diye Göründüm ''
Yunus Emre Kapıdan hızla çıkıp gözden kayboldu...
(Bütün Sayılarda Bir Vardır - Taşkın Tuna)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #18 : 03 Ocak 2008, 10:24:50 » |
MaVi
ADMİNE
Administrator
Rep: 2218
Online
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 7939
26576.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
 |
|
|
ATATÜRK Ve MEVLANA
Atatürk'ün Bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir:
“-Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz.Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”
Evet...Yüce Atatürk sahip olduğu hayat görüşünün kaynağını işte bu sözleriyle özetleyivermiştir.
Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz.Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:
“- Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna intibak ettiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve tatbik etmişlerdir. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için günde beş vakit abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Sarp dağlar, yüksek yaylalarda at koşturan, erimiş kar suları ile yıkanan Türkler için abdest ve namaz çok tabii olmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamen dönerek ayakta ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en tabii ifadesidir."
Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:
“-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.”
Gazi Mustafa Kemal Paşa Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her sefer önce Hz.Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında Hz.Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.
Bununla ilgili bilgiler 22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberde şöyle dile getirilmiştir:
Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti. Daha sonra ziyaretlerinde Mevlana Türbesini ziyaret etmeden Konya'dan ayrılmamıştır. 3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuş, 22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz.Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir.
Cumhuriyet'in ilanından sonra, tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılırken, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergahı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması"emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergah, müze haline getirilmiştir.
Atatürk, 18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuş, bu arada 21 Şubat 1931 gününü tamamen artık müze halinde ziyarete açık bulundurulan Mevlana Müzesi'nde geçirmiştir.
Bu ziyaret sırasında eski Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Azar-ı Atika Müzesi müdürü olan Yusuf Akyurt'un ayrı ayrı anlattıklarına göre, Atatürk müze müdürünün odasına girer girmez, niyaz penceresi üzerindeki rubaiyi görmüş, Farsça'yı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel'e tercümesini yaptırmıştır.
Atatürk tercümedeki:
"Ey keremde, yücelikte ve nur saçıcılıkta güneşin, ayın, yıldızların kul olduğu sen. Garip aşıklar, senin kapından başka bir kapıya yol bulmasınlar diye öteki bütün kapıları kapanmış, yalnız senin kapın açık kalmıştır." ibaresini işitir işitmez şöyle demiş:
"Hz.Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Doğrusu ben, 1923 yılındaki ziyaretim sırasında, bu dergahı kapatmayalım Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş; bir yıl sonra dergah ve tekkelerin kapatılması kanunu çıkar çıkmaz İsmet Paşa'ya Mevlana dergahı ve türbesini kendi eşyası ile Müze haline getir emrini vermiştim. Görüyorum ki, şu okuduğumuz rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş..."
Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz.Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın” demeleri üzerine
Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:
“-Eğer, Hz.Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.”
Kaynak : Linkleri Sadece Üyelerimiz Görebilir. Üye Ol veya Giriş Yap
Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum Biri benden bundan başkasını naklederse Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim... MEVLANA
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
« Yanıtla #19 : 14 Mayıs 2008, 18:27:56 » |
Ridvan
Administrator
Rep: 2153
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 9281
27312.00 Forum Lirası
Extra Listesi
Üyeye para gönder
|
Mevlana Hazretleri yillara mekanlara sigmaz........ MEVLANA CELALEDDIN-I RUMI: ASKIN DANSI YILMAZ ERDOĞAN ŞİİR
|
|
|
|
|
Logged
|
Seni Dusunmeyi Seviyorum,Beni Mutlu Ediyor...
|
|
|
|