|
***yelda***
Ziyaretçi
|
 |
|
|
Tatlı bir sabah uykusunun son saatlerinde rahat rahat yatıyorsunuz. Çocuğunuz ise çoktan yatağından çıkmış, evin içini darmadağın etmekle meşgul. Uyandığınızda mutfakta sizi başka bir sürpriz bekliyor. Çocuğunuz elektrik ocağının kordonunu prize sokmuş, ocağın karşısına geçmiş marifetini seyrediyor.
Her çocuklu ailede buna benzer olaylar sık sık olur. Çocuğu böyle tehlikeli şeyler yapmaktan alıkoymak için ne gibi tedbirler almalı?Hiç şüphesiz çocuğunuza birçok kereler, "Elektrik ocağı ile ütü ile oynama, çamaşır makinesini karıştırma, havagazı fınnının düğmeleriyle oynama" gibi tembihlerde bulunmuşsunuzdur. Onlar ise bu tembihlere ya dudak bükerek, ya omuz kaldırarak "Peki, peki" diye karşılık vermişlerdir ve aslında sizi "Atlatmış"lardır.
Böyle durumlarda çocuğunuzun "Laf dinlemez, haşarı ve terbiyesiz" olduğuna karar vermekte acele etmeyiniz.Çocuğunuzun tembihlerinize kulak asmamasında kötü bir niyet yoktur. Bu yaşlardaki çocuklar her lafı doğru olarak tartıp, gereğini yerine getirmezler. Çocuğa sözünüzü dinletememenizin nedeni, bu tembihlerinizin ciddiyetini yeteri kadar anlayamamasındadır.
ÇOCUĞU SERBEST Mİ BIRAK MALI?
Böyledir diye, çocuğu her dilediğini yapmakta serbest mi bırakmak gerekir? Tehlikeli bir şey yaptığı, hoşunuza gitmiyecek şeyler yapmaya kalkıştığı zaman onu dövmek ve azarlamanın da hiç bir faydası olmadığını zaten tecrübelerinizle öğrenmişsinizdir.
Çocuk, yaradılışı, tabiatı ve gelişme halinde olmasının sonucu olarak elbette karıştıracak, kurcalayacak, merak edecek, merakını çözmeye çalışacaktır. Bunlar da size "Yaramazlık" olarak görünecektir. Evet, kırmak, dökmek, karıştırmak, kurcalamak çocuğun sıhhatli bir gelişimin işaretleridir. Ama bu çocuğu her dilediğini yapmakta serbest bırakmalı mı demektir? Hayır!
Yaramazlıkları karşısında çocuğu azarlamak ve dövmenin de bir faydası yoktur. O halde?
SERT DAVRANMANIN HİÇ FAYDASI YOKTUR...
Çocuklara karşı sert davranmanın, gerekli gereksiz yasaklar koymanın kötü etkileri vardır. Ama çocuğu büsbütün kendi haline bırakmanın, her istediğini yapmasına aldırmamanın, davranışlarını sınırlamanın da dengesizliklere yol açacağını unutmamak gerekir.
Yapmasını istemediğiniz şeylerde sonuna kadar ısrar etmelisiniz. Başlangıçta aynı hareketleri yine tekrarlayabilir. Ama her defasında sizden kesinlikle "Olmaz, bunu yapmana izin vermiyorum" dediğinizi görünce bu işi yapmasının doğru bir iş olmadığını anlayacaktır.
Fakat onun her yapmak istediği şeye "Hayır" derseniz, işte o zaman size isyan edecektir. Hiç bir tehlikesi ve zararı olmayan şeyleri yapmasını yasaklar, sabahtan akşama kadar her yaptığı yaramazlığa yapma diye karşılık verirseniz, yasaklarınızın ve "Hayır"larınızın ciddiyeti kalmayacaktır. Çocuk kendini bir yasaklar cenderesi içinde hissetmeye tahammül edemez.
Bunun için çocuğunuzun sadece yapmasını katiyen istemiyeceğiniz, onun ve evinizin tehlikeye girmesine yol açacak ciddi durumlar için "Hayır!" deyiniz. Ancak o zaman çocuk, bazı şeyleri yasaklamanızı haklı görecek, itaat edecektir.
Çocuklardaki Suçluluk DuygusuÇoğu anne ve baba evde devrilen bir şeyde, sokakta arkadaşlarıyla aralarında çıkan bir kavgada, bakkaldan gelirken kırılan süt şişesinde, çocuklarının bir suçu bulunup bulunmadığını araştırırlar. Eğer çocuklarının suçu yoksa ne ala... Varsa yerine göre ona güzel bir nasihat geçilir veya sert bir ceza verilir. Ama kaç anne ve baba, çocuklarının işlediği bu suçun bir sebebe dayanıp dayanmadığını araştırır? Ve bu sebebi bulduktan sonra onu ortadan kaldırmaya çalışır?
İLGİ İSTEYEN KÜÇÜK ÇOCUKLAR
Komşumuzun bir kızı vardı. Bir yaşında altını kirletmeyi kesmişti. Tuvaletini haber verirdi, iki yaşından sonra da banyoya gidip tuvaletini kendi görmeyi öğrenmişti, üç yaşındayken bu küçük kıza bir kardeş geldi. Anne, istemeyerek onu biraz ihmal edip, küçükle meşgul olmaya başladığı andan itibaren, abla hiç sebepsiz küçük çişini kapı arkalarına yapmaya, yaptıktan sonra da, "Anneci, ben çiş yaptım!." diye haber vermeye başladı. Tatlı söz, ceza, hatta dayak kar etmedi. Nihayet durumdan haberdar olan çocukların doktoru:
"Sizin ilginizi üzerine çekmek istiyor," dedi. "Çişi geldiği zamanlar onunla igilenin, sevip okşayın. Onu elinden tutup tuvalete götürün. Sabırla bekleyin. Bu yakın ilgi onu tekrar normale döndürecektir."
Hakikaten öyle oldu. Kardeşi yüzünden annesini tamamen kaybettiğini zanneden küçük kız, onu tekrar kendisiyle ilgili görünce kısa zamanda normale döndü.
Başka bir misal:
Genç bir karı-kocanın beş yaşlarında söz dinleyen, uslu bir oğulları vardı. Birgün anne ile baba arasında bir geçimsizlik çıktı. Anne evi terk edip, babasının yanına gitti. Çocuğa bakmak için eve, küçüğün hiç sevmediği halası geldi. Onbeş, yirmi gün sonra anne ile baba barıştı. Anne eve döndüğü zaman oğlunu hırçın, yaramaz, hatta olmadık terbiyesizlikler yapan, tamamen değişmiş bir çocuk olarak buldu. "Şunu yap, bunu yap!" dendiği zaman,"Yapmıyacağım işte!" diye bağırıyor, sebepli, sebepsiz kapıları tekmeliyor, eve gelen misafirlere terbiyesizce cevaplar veriyordu, özellikle annesi bir komşuya, alış verişe gideceği zamanlar ele avuca sığmaz bir çocuk oluyor, mutlaka birşeyler kırıyordu. Tabii ilk zamanlardaki "Yapma, etme!"den sonra dayak faslı da başladı.
BU DEĞİŞİKLİĞİN SEBEBİ NEDİR?
Çocuktaki bu değişikliğin sebebini genç anne bir türlü araştırmadı. Nihayet tecrübeli bir anne olan bir aile dostu hanım, bir gün genç anne ile sokağa çıkacakları sırada, oğlan büyük bir vazoyu kırdı. Annesinden dayak yiyeceği anda, aile dostu hanım onu annesinin elinden kurtararak içeriki odaya kaçırdı. Kendisini okşayarak, büyük bir yakınlık göstererek bu yaramazlıkları neye yaptığını sordu.
-"Yapıyorum işte!" cevabını aldı.
-"Peki, ama yavrum, her seferinde dayak yiyorsun. Günah değil mi? "
-"Yiyeyim nolacak? "
-"Sonra annen de bu işlere çok üzülüyor."
-"Üzülsün, daha iyi ya!"
-"Sen böyle yaramazlıklar yaptıkça, annen gittiği yerde rahat edemiyor, aklı hep evde kalıyor."
"Kalsın...Ben de onun için yapıyorum zaten!.."
Mesele böylece anlaşılmış oldu!.. Çocuk yirmi günlüğüne annesinin evden kaçışını bir türlü unutamıyordu. Her sokağa çıkışında, onun tekrar kaçacağından korkuyor; azar işitmeye, dayak yemeye razı oluyor aklınca bu şekilde onu eve bağlamaya çalışıyordu.
Aylarca süren yakın bir ilgi ve çoğu yere onu da beraber götürmek, ufacık yüreğinde annesinin bir daha kaçmayacağına dair güven yarattıktan sonra çocuk yavaş yavaş düzelebildi.Bu tip diğer bir konuyla ilgili bir de yabancı örnek alalım. Aşağıda bir annenin, tanınmış bir Amerikan mecmuasında çıkan bir itirafını okuyacaksınız.
ÇARPILIRIM DİYE SÖYLEYEMEDİĞİM ŞEY
Ben iyi yetiştirilmiş prafesyonel bir anne olmadığım gibi, çok tecrübeli bir anne de değilim. Evlenip anneliğin eşiğine geldiğim zaman bildiğim tek şey, bir çocuğu iyi yetiştirmek için, onunla arkadaş olmanın lüzumuydu.
Kendi çocukluğumu düşününce, bir çocuğa yapılabilecek en büyük fenalığın haksızlık olduğuna karar veriyordum. Küçükken haketmediğim bir takım ufak tefek cezalara çarpılmıştım. Bunların acısı hala içimdedir. Hele bir tanesini hiç unutamam.
Beş, altı yaşlarındayken bir arkadaşım annesiyle bizi ziyarete gelmişti. Uysal görünen, güzel bir kızdı. Yağmurlu bir gün olduğu için bahçede oynamadık. Babamın çalışma odasında oturuyorduk. Bir ara bu küçük kız masanın üzerinde duran resimli bir kitabı karıştırırken sayfalarından birini yırttı. Tam o sırada kapı açılınca kitabı yıldırım gibi masanın üzerine bıraktı.Gelen teyzemdi.İçeri girince yırtık kitabı gördü, ilkin bana:
-"Kitabı sen mi yırttın? " diye sordu.
Kendimi bildiğimden beri, bana müzevirliğin fena bir şey olduğunu öğrettikleri için ağzımı açmayıp önüme baktım. Teyzem bu sefer arkadaşıma döndü, "Mary, kitabı sen mi yırttın? " diye sordu.
Mary melek yüzünü teyzeme çevirerek gayet tatlı bir sesle:
-"Hayır efendim, ben yırtmadım," diye cevap verdi.
Yine aldığım terbiyeye göre ağzımı açıp doğruyu söylersem çarpılacağımı düşünerek sustum. Teyzem beni azarlayarak bir odaya kapattı. Akşama kadar yalnız bıraktı.
Bu olaydan sonra büyüklere karşı duyduğum bütün güven kökünden yıkıldı.
Büyüdükçe bu çocukluk hatırası bende acele hükümlere karşı bir korku uyandırmaya başladı. Sonradan evlenip bir oğlum olunca, onu haksız yere cezalandırmamak için elimden geleni yaptım.
Oğlum 5 yaşına bastığı sıralarda şen, mutlu, iyi huylu bir çocuktu. Babası da, ben de çalışıyorduk. Onun için oğlumu gündüzleri evde, çalışan kadınla bırakırdık. İkisi de birbirlerini cok severler
Ama bir gün eve döndüğüm zaman etrafta gayrı tabii bir sessizlik hissettim. Her akşam bizi karşılayan gürültülü şen kahkahalar eksikti. Korkuyla çocuğun odasına koştum. Oğlum gayet ciddi bir tavırla yatağının kenarında oturuyordu.
Dışarı çıkarak çalışan kadını aradım. "Ne oldu, oğlum hasta mı? " diye sordum.
Kadın gayet sert, "Bir şeyi yok. Yalmz büyük bir terbiyesizlik yaptı," dedi.
-"Aman deme, ne yaptı? "
-"Ne yapacak, bana aptal dedi."
Ben duyduklarıma inanamıyarak derhal oğluma döndüm. "Yavrucuğum, teyzene aptal mı dedin? "
Oğlum gayet ciddi cevap verdi: "Evet anne, dedim."
-"Ama evladım, bu çok fena bir söz! Fena söz söylemenin ayıp olduğunu bilmiyor musun? "
-" Biliyorum anne,"
öyleyse neden bu sözü söyledin? "
Oğlumun alnı hafifçe kırıştı. O sırada yanımıza gelen babasını ve beni hayrete düşüren bir cevap verdi. "Ben aptalın fena bir söz olduğunu bilmiyorum ki."
O sırada babası, "Çok fenadır oğlum," dedi."Birine aptal demek ona hakarettir."
Oğlum şaşırmıştı. İtiraz etti. "Ama babacığım, ben annemin sana aptal dediğini kaç defa kulaklarımla duydum."
Kocam da, ben de mecburen gülümseyerek meseleyi geçiştirmeye çalıştık. Evdeki kadına durumu anlatarak onu da yumuşattık.
Bu olay bana iki ders öğretti. Birincisi, eskiden beri bildiğim dersti. Çocuğun suçunu tesbit edip cezalandırmak kafi değildi. Onun, suç dediğiniz şeyi işlemekteki amacım öğrenmek lâzımdı.
öğrendiğim ikinci ders de şu oldu: Çocuğunuzdan beklediğiniz şeyleri önce siz yapın. Çocuğunuza öğrettiğiniz cemiyet kurallarına herşeyden önce siz analar, babalar riayet edin.
Çocuğunuzun Yaramazlık Yapmasından KorkmayınBüyüklerin en büyük hatalarından biri, çocukları kendileri ile kıyaslamalarıdır. Büyük insan,anne veya baba olmuş yetişkin bir kişi o yaşa gelinceye kadar hangi gelişme basamaklarını tırmandığını hatırlamaz, bu yüzden de bu basamakları henüz tırmanmakta olan çocuğun birçok davranışlarını anlayışla karşılayamaz, çocuğunu anlayamaz. Bu yüzden hem kendini üzer, hem de çocuğun sıhhatli bir biçimde gelişmesine engel olur.
ÇOCUK ÖĞRENMEK, KEŞFETMEK İSTER
Evet doğduğu günden başlayarak çocuk, erginlik çağını tamamlayıncaya kadar gelişme halinde olan bir varlıktır.
İlk yaşlar, onun çevresini keşfetme, ilk keşifleri yapma çağıdır, önce vücudunun parçalarını keşfeder. Görerek, işiterek, koklayarak ışığı, şekilleri, renkleri, keşfeder. Ellerini uzatır, gördüklerini eline almaya çalışır, böylece eşyanın içinde bulunduğu mekanı keşfeder. Durmadan kıpırdayarak, hareket etmenin tadını keşfeder.
Kundaktaki bir bebek bile, kundağı sıkı sararsanız, hareket etme zevkini kendisinden aldınız diye sinirlenir. Çünkü çocuk, sıhhatli ise, bitip tükenmeyen bir enerji deposudur. Kıpırdamak, tepinmek ister.
Üç yaşına geldikten sonra da, artık çevresini keşfetmiş, özgürlük yolunda ilk adımlarını atacak hale gelmiştir. Her tarafa koşar, tabaklarla dolu masa örtüsünü çeker,camları kırar, her şeye dokunur, eline geçirdiği kalem, sopa gibi şeyleri, keyfinin istediği gibi kullanır, duvarları çizer, kendi gücünü denemeye çalışır.
Her şeye meraklıdır, her şeyin ne olduğunu öğrenmek ister.Elinin ve boyunun yetişebildiği yerlerdeki her şeyi alıp, bakar onlarla neler yapılabileceğini öğrenmek ister ve dener. Bunun için de kırar, ağzına alıp çiğner, yere fırlatır çekip çekiştirir.
Vücudunun organlarını geliştirebilmesi,zekasını işletebilmesi, duyularını çalıştırabilmesi için durmadan hareket etmesi ve bütün bu söylenenleri yapması zorunludur.
ÇOCUĞUN HAREKETİNE ENGEL OLMAYINIZ
Çocuğu bol bol hareket etmekten alıkoymak, onun ruh ve beden gelişmesini durdurmak veya yavaşlatmaktan başka sonuç vermez. Organlarını çalıştırmak, iskelet yapısını kuvvetlendirmek, ciğerlerini geliştirmek, kanını zenginleştirmek, sinir bağlantılarını sağlamak çocuğu istediği kadar ve istediği biçimde hareket etmekte serbest bırakmakla mümkün olur.
Günümüz eğitimcilerinin kesinlikle söylediği şudur: "Çocuğunuz çevresindeki şeylere dokunmak, ellemek alıp bakmak isteğini duymuyorsa, merak ve tecessüsten yoksunsa, çok uslu ise, kendisinin hasta olduğundan şüpheniz olmasın.
Bu, bırakalım çocuğumuz evin içinde ne varsa kırıp döksün, bir takım kazalar gelsin mi demektir.
Bir kere şunu söyleyelim: Eğer çocuğunuz geri zekalı değilse, ruhça veya bedence bir hastalığı yoksa, siz isteseniz de istemeseniz de güzelim vazonuzu kıracak ,masanın üstündekileri dökecek, oyuncaklarını parçalayacak, duvarları çizecek veya boyayacaktır.
Peki siz, çocuğunuzun oturduğu veya oynadığı odaya, kırılmasından üzüntü duymayacağınız birtakım şeyler koyamaz mısınız? Vazonuzu onun yetişemeyeceği bir yere kaldıramaz mısınız? Önüne tahtadan, plastikten ucuz oyuncaklar koyamaz mısınız?
Çocuğunuzu tehlikesizce yapmasına izin verilebilecek her şeyi yapmakta serbest bırakınız, kendisine zarar verebilecek her şeyi onun bulunduğu yerden kaldırınız.
Çocuktaki UtangaçlıkBütün ruhi meseleler gibi, utangaçlık da türlü türlü sebeplerin doğurabileceği bir haldir. Bazı utangaçlıklar sathidir, derine işlememiştir, kolay giderilir. Bazıları da çocuğun şahsiyetine iyiden iyiye kök salmıştır, söküp atılması çok güç olur
Bir nevi utangaçlık vardır ki, büyümenin tabii bir safhasıdır. Bu tabii utangaçlığın örneği, bir buçuk yaşlarına gelen çocuğun yabancı görünce, ağlayıp annesine sarılmasıdır.Bu üzülecek bir durum sayılmamalıdır. Sadece çocuğun, insanları ayırdetmeye başladığına işaret eder. Özellikle kalabalık olmayan ve başkalarıyla pek temas etmeyen ailelerde çocuğun, yabancılara alışmasının epey uzun sürmesi tabiidir.
Bununla beraber çocuk, 1) Dört yaşına gelip de geçtiği halde, 2) Yakınlarından başkalarıyla normal ilişkilerde bulunduğu halde hala utangaçlıkta devam ediyorsa, çocuğun bu utangaçlığı üzerinde durulacak bir mesele halini almış demektir. Hele, 1) Çocuk hala altını ıslatıyor, tırnaklarını yiyorsa, 2) Veya fazla asabiyse, hırçınsa ve geceleri korkuyorsa, anne ve babanın hiç vakit kaybetmeden derhal harekete geçmesi gerektir.
Bakın bu konu üzerinde Irma Black adlı bir kadın otorite neler söylüyor:
UTANGAÇLIĞIN BAŞLICA SEBEPLERİ NELERDİR?
1-Utangaç çocuğu sıkı disiplinle yetiştirmek doğru değildir. Dövmek ve fazla azarlamak da çocuğu aşırı utangaç yapabilir.
Anne ve babalar, öfkeli bir büyük insanın küçük bir çocuğu ne kadar korkutabileceğini hiç bir zaman tahmin edemezler.Çocuğu kabahatine göre ve çocukluğuna göre cezalandırmak lazımdır. Sonra bizim suç saydığımız şeyi çocuk fenalık, yaramazlık olduğunu bilmeden yapmış olabilir. Böyle masum bir çocuğu cezalandırmak, onun insanlara karşı duyduğu güveni öldürmek demektir ki, çocuğu utangaç yapmak için bundan daha ivi bir çare bulunamaz.
2-Çocuğu korkutmak doğru değildir.
Korkaklıkla utangaçlık elele yürür. Medeniyet asrı diye adlandırdığımız bu yüzyılda bile çocuklarını "öcü"lerle, yahut da "polis", "çöpçü" gibi toplumun zararsız, hatta aksine faydalı fertleriyle korkutan anneler hala mevcut. Böyle tehditlerin, korkutmaların, çocuğu çekingen ve dolayısıyla utangaç yapması tabii değil mi? Bu tehditlerin yanında sık sık, "Dikkat et, düşersin,'' "Aman sakın, otomobil altında kalırsın ha!", "Ayaklarını üşütme, karnın ağrır,gibi ihtarlarda bulunmak da çocukta çekingenlik ve ürkeklik doğurabilir. Bu gibi ihtarlarda fazla ileriye gitmemek lazımdır. Sonra çocuğun arkadaşlarıyla oynarken lüzumunda kendini korumak için döğüşmesi, fazla ileri kaçmamak şartıyla doğru ve yerindedir.Bırakın çocuğunuzu kendine vurana vursun. Böyle zamanlarda, "Vurma ayıptır," demekle ona ezilmesini, kendini aşılamış olursunuz.
3-Utangaçlık çocuğun istenmemek, sevilmemek korkusundan da doğabilir.
Küçük bir çocuğun hemen hemen bütün dünyası evi, ailesidir. Bu dünyanın, kendini sevmediğinden, istemediğinden korkması bir çocuğu ne kadar üzer, düşünebilir misiniz? Çocuğa hakkı olan sevgiyi göstermek, onu kardeşlerinden ayırmamak ve özellikle ona karşı, "Şöyle yaparsan seni sevmem," gibi tehditleri kullanmamak lazımdır. Sevilmediğini, istenmediğini sanan çocuğun kendine olan güveni kırılır. Bu durum devam ederse, çocuk büyüdüğü zaman hayatla mücadele etmekte epey güçlük çeker.
4-Çocuktan pek fazla şey beklemeyin. Beklediğiniz şeyleri yapamayan çocuk kendini küçük görebilir.
Çocuğu zamanında övmek, pohpohlamak iyi şeydir. Ama bu yersiz yapılır ve çok ileri götürülürse çocuk zamanla ya ukala, ya da büyümüş de küçülmüş kibirli bir şey veyahut da aksine pısırık ve asabi olur. Başkalarına durmadan methedildiğini duyan çocuk, zamanında etrafındakilerin onu sadece kabiliyet, zeka veya güzelliğinden ötürü sevdiğine kanaat getirir. Hele yanlış bir şey yaparsa etrafının takdir ve sevgisini kaybedeceğinden korkar, hevesi kırılır ve kendi içine kapanır.
Çocuğu yaşından büyüklerle bir arada fazla bulundurmak da doğru değildir. Onlar gibi olmadığını düşünen çocuk kendini değersiz, küçük görerek çekingen olur.
5-Çocuğa arkadaş bulmak, fakat bu arkadaşlara katılmasında fazla
acele etmemek lazımdır.
Çocuğa birlikte oynayacağı arkadaşlar bulmak ailenin görevidir. Fakat bundan sonra çocuğu kendi haline bırakmak lazımdır. Çocuk zamanı gelince arkadaşlarıyla oynamasını kendisi ayarlayacaktır.
6-Yabancıların yanında çocukla değil, çocuğun herhangi bir şeyiyle meşgul olun.
Çocuğunuz yabancılara karşı çekingenlik gösteriyorsa hiçbir zaman onu "Teyzelerinin elini öpsene." diye çağırmayın.Onun yerine. "Hadi, yeni bebeğini teyzelerine göster,"derseniz yabancıların arasına daha fazla cesaretle girmesini sağlamış olursunuz. Sonradan da, "Saçına bakın, burnuna bakın", demektense, "Elbisesine bakın, yeni aldığımız ayakkabısına bakın," demek daha doğru olur. Çocuk bu eşyalarıyla kendisi de meşgul olur ve böylece çekingenliğini unutabilir.
Utangaçlığa herhangi bir sebepten ötürü yatkın görülen çocuklara, 'Sen bilmezsin," demek yanlıştır. Her hangi bırşey hakkında onun fikirlerini söylemesine müsaade edin, hatta onu buna alıştırın. Sonra çekingen bir çocuğu, yabancıların arasına zorla sokmak da onu, bu huyundan vazgeçireceği yerde ürkek yapar.
Çocuk Ve KorkuHer gün birçok kereler caddeden geçer, korkmayız. Ama günün birinde korkunç bir kazaya rastlar, ya da kendimiz bir kaza ile burun buruna gelirsek, eski korkusuzluğumuz bir hayli eksilir, savunma mekanizmanız gücünü kaybeder. Uzun bir süre yürürken çok dikkatli davranır, her adımda arkamıza, önümüze bakarız. Zayıf ruhlu yetişen, kimselerde bu çeşit korkular iyice yerleşir. Bunlara Nevrotik korkular adı verilmektedir. Bu çeşit korkuların çocuklarda çok karmaşık şekilde ortaya çıkan ve çoğu zaman kaynağı kesfedilemeyenleri de vardır.
Örneğin, çocuk domates çorbasını sevmez olur. Çünkü bu çorba, bir gün kendisini çok korkutmuş olan kanı hatırlatıyordur kendisine.
Sofraya patatesli bir yemek gelince, yerinde oturamaz, sofradan kalkmak için bahaneler yaratır. Çünkü bundan önce patates yemedi diye annesi bir gün kendisini fazlaca azarlamıştır.
Çocuğun ruhunda bu çeşit baskıların meydana gelmesini kolaylaştıracak şartları kendi ellerimizle hazırlamaktan kaçınmalıyız.
Çocuklardaki Bazı Kötü AlışkanlıklarKüçük çocukların hemen hepsinde bulunan bir alışkanlıktır. Vakitsiz veya birdenbire memeden kesilen çocuklarda daha uzun sürer. Parmak emme, genel olarak bir sinir gerginliğinden kurtulma, avunma çaresidir çocuk için. Karnı acıkan çocuk, azarlanan ve hırpal-nan,istediği bir şeyden yoksun bırakılan, oyuncağı elinden alınan çocuk parmaklarını emer.
Memeden kesilen, ya da yeter derecede anne memesi emmeye fırsat bırakılmamış çocuklar, kendileri için büyük bir ihtiyaç ve zevk kaynağından yoksun bırakılmış olmanın huzursuzluğunu parmaklarını emerek telafi etme yolunu seçerler. Çocuğunuzun parmağını emmesinden endişe duyuyorsanız, onun huzursuzluğunun kaynağını keşfetmeye çalışınız karnını doyurup, eline oyuncaklar veriniz. Parmağını emdiği sırada elini hırsla geri çekmeniz, azarlamanız onu büsbütün sinirli yapacaktır.
YALANA ALIŞMA
Çocukların yalan söylemelerinin genellikle iki nedeni vardır: Doğruyu söylemekten korkma. Birde intikam alma arzusu, ya da bir çeşit protesto. Anne ve babalarının sert tutumları karşısında, onların öfkeleneceklerini ve kendisini cezalandıracaklarını sanan çocuk, korku yüzünden yalan söyler. Anne veya babalarının, herhangi bir konuda, kendisini kapana kıstırmak istercesine ısrarlı ve tehdit edici soruları karşısında, bir kurtuluş yolu olarak yine yalana sığınır.
Yalan söyleme alışkanlığının ikinci bir nedeni, çocuğun herhangi bir şekilde huzursuz olması, kendisine haksızlık yapılması veya haksızlık yapıldığını sanması karşısında, bir nevi intikam alma arzusuyla, yalan söylemesidir. Bu çeşit yalanlara çoğu kere, kardeşini kıskanan çocuklarda raslanır. Eve yeni gelen ve annesinin babasının, ya da diğer yakınlarının bütün ilgisini üzerinde toplayan çocuk, kardeşinde huzursuzluk ve tedirginlik uyandırır. Ya bir intikam alma isteği ile ya da kendi üzerine ilgi çekmek için, büyük kardeş birtakım hikayeler uydurur, olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Bu tip vakalarda çocuğun yalan söylemesi ve hikayeler uydurmasını önlemenin yolu, ona anlayış göstermek, sevilmediği hakkındaki inancını silmek için her çareye başvurmaktır.
TIRNAK KEMİRME
Parmak emme çok küçük yaştaki çocuklarda nasıl bir sinir bozukluğunun, iç huzursuzluğunun sonucu ise, okul çağındaki çocuklarda görülen tırnak yeme alışkanlığı da yine onun ruhsal hayatındaki bir bozukluğun belirtisidir. Evinde bir mutsuzluk havasının hüküm sürdüğü sırada çocuk annesini ve babasını ısıramadığı için tırmaklarını ısırır. Birtakım tedirginlikler çocuğun ruhunu kemiriyorsa, o da tırnaklarını kemirerek avunmaya çalışır. Bu durumlarda cezalandırmaların işe yaradığı görülmemiştir.
BURUN KARIŞTIRMA
Aslında burun karıştırma sadece 3-5 yaşları arasındaki çocuklarda görülen bir alışkanlık değildir. Dalgın veya kendilerini kimsenin görmediğini zannettikleri anlarda büyük insanların da çoğu kere aynı şeyi yaptığını görürsünüz. Ve, Allah bilir, bunlar çocuklarını burunlarını karıştırıyor diye döven anne ve babalardır. Birçok doktor ve ruh hekimlerine göre: 1-Burun karıştırma, normal temizleme ile çıkarılması mümkün olmayan bazı kirlerin burundan elle çıkarılması amacıyla yapıldığı zaman normal sayılmalıdır, 2-Fakat bu işin temiz parmakla yapılması gereklidir, zira bu sırada burnun içzarı tahriş edilirse mikrop kapabilir, 3-Burunda kurumuş olan pisliklerin sadece insanı rahatsız etmediklerini, burnun havadaki kirleri süzmesini de önlediklerini unutmamak gerekir. Burun delikleri mendille birlikte parmağın içine sokulması için çok küçük olduğuna göre böyle durumlarda parmağın temizlenmesi sıhhi yönden de faydalı olabilir.
Ancak parmakla burun karıştırmak toplum içinde yakışıksız bir hareket sayıldığından bu işi yalnızken yapmak, çocuklara böyle bir ihtiyaç duydukları zaman tuvalete gitmelerini söylemek gereklidir. Ayrıca çocuklara bu temizliği yaptıktan sonra ellerini yıkamaları gerektiğini de hatırlatmalıdır.
Temizlik amacı dışında çocukların burun karıştırmalarını önlemek için, eline kendisini oyalayacak bazı şeyler vermek faydalı olur.
Büyüme Çağındaki Çocuklarda Kötü HuylarBüyüme çağındaki çocuklarda inatçılık vazgeçilmez bir tutku halini alıyor. Bunda, çocuğa karşı gösterilecek tutumdan habersiz olan anne-babaların da biraz suçu var.
Aşağıdaki yazıda tipik çocuk inatçılığından bazı örnekler bulacaksınız. Çocuğunuza karşı göstereceğiniz tepkilerde bir de bizim tavsiyelerimize uyun. Bakalım nasıl bir netice elde edebileceksiniz?
İNATÇILIĞA AİT BAZI ÖRNEKLER
1) Çocuğunuz caddenin ortasında yola devam etmemek için size karşı koyup, ağlamakta mıdır?
Onu zorla yürütmeye çalışmak sadece inatçılığını artırır. En iyisi onu kolunuzun altına alarak rahatsız olacağı bir şekilde bir müddet taşıyın. Çocuğunuz hissettiği rahatsızlık dolayısıyla kendiğinden yürüyerek yola devam etmek isteyecektir.
2)Çocuğunuz bütün ikazlarınıza rağmen evin içinde yaramazlığına devam ediyor mu?
Bırakın bir müddet tepinsin, nasıl olsa bir yerini herhangi bir tarafa çarparak canını acıtacaktır. Böylece evin içinde aşırı hareketler yapılmayacağını anlamış olur. Ayrıca uyku saatinden evvel bir müddet yaramazlık yapmasına müsaade edin, bu şekilde onun yorularak kolay uyuyabilmesini sağlamış olursunuz.
BİLE BİLE YEMEK DÖKMEK İLLETİ
3)Çocuğunuz gözünüzün içine baka baka yemeği, yeni ütülenmiş masa örtüsünün üzerine mi döküyor?
Bu hareketin insanı çileden çıkarmaya yeterli olduğunu kabul ediyoruz. Fakat elinizden geldiği kadar sakin kalmaya çalışarak, onun elinden tutun ve bir başka odaya götürün. Orada ona şöyle deyin: "Mademki bizimle yemek yemek istemiyorsun, o zaman burada kal!" Biraz sonra tekrar sofraya geldiğinde ona, kendi hakkını döktüğü için, yemek vermeyeceğinizi söyleyin. Böylece çocuğunuza en etkili cezayı vermiş olursunuz.
4)Çocuğunuz birkaç kere ikaz ettiğiniz halde dikiş kutusundaki makası almaktan vaz geçmiyor mu?
Makası başka bir yere saklayın, bir de ona plastikten oyuncak makas alın.
5) Çocuğunuz toplu iğneleri prizlere mi sokuyor?
Elinden iğneyi alarak parmağına hafifçe batırın ve prizlerle oynamaya devam ettiği takdirde canının daha çok yanacağını söyleyiniz. (Bu arada açıkta olan prizler için de birer koruyucu almayı ihmal etmeyin.)
Gördüğünüz gibi çocuğun inatçılığına karşı sabırlı ve iyi niyetli hareket etmek gerek. Bu, pek kolay olmasa bile, çocuğunuzun bu huydan kurtulması, sizin de rahat etmeniz için oldukça gerekli bir şeydir.
|