PCTurk | Aşk Sevgi Resimleri , Mektupları , silkroad , msn avatarlar , komik (Arşiv Ana sayfa) => Dini Bölüm

Konu: 2007"MEVLANA YILI" Mevlana hakkında herşey

Sayfa: [ 1 ] 2

ZcN 01.10.2007 00:53:57
2007 yılı “Dünya Mevlâna Yılı."..


UNESCO, 2007'yi "Dünya Mevlana yılı" ilan etti. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi doğumunun 800. yılı nedeniyle 2007 yılında üye ülkelerde anılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığının Mevlana'nın doğumunun 800. yılı nedeniyle 2007'nin ''Dünya Mevlana Yılı'' olması konusundaki önerisini değerlendiren UNESCO, ''Mevlana'nın 2007 yılında tüm üye ülkelerde anılması” yolunda karar aldı.


Gönüller Sultanı'nın HAYATI, ESERLERİ, SÖZLERİ, ŞİİRLERİ ...
Hakkında bildiklerimizi burada paylaşalım.

Ridvan 01.10.2007 12:13:35
                               Mevlana Belgeseli...

                               

                               Mevlana Hazretlerini ziyaretim sirasinda cektigim resimler...












                               
                                       Devami gelicek...                               

01.10.2007 12:27:30
çok güzel reimler rıdvan abi Gülümseme

sevdiğim sözlerinden bir kaç tanesi..

Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...
Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
Yüz rüzgarı olmak isterdim....

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpıç yapman gerek.

Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.


Ridvan 01.10.2007 12:41:52
                                   Tesekkur ederim Betul,eklemelerin icinde emegine saglik....

                                   Mevlana Gibi....

                                   



                                    Mevlana dan...

                                   



                                   

01.10.2007 13:23:34
Mevlana müzesi




















ZcN 01.10.2007 18:17:25
İşte budur çalışma ikinizede benden + Gülümseme

devamını bekliyoruz Gülümseme

01.10.2007 21:07:36
Mevlanadan özlü sözler..

Eşekten şeker esirgenmez ama eşek
yaratılışı bakımından otu beğenir.

Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

Leş, bize göre rezildir ama, domuza,
köpeğe şekerdir, helvadır.

Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten,
kederi de sevinç haline sokabilir.

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta
aşağılık dünyadan göğe sıçrayiverir.

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.
Kıskançlık ateşten meydana gelir.

Dünya tuzaktır. Yemi de istek.
İstek tuzaklarından kaçının.

Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama
susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.

Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek,
inciyle denizin varlığından da şüphe eder.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,
dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.

Her dil, gönlün perdesidir.
Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları
olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.

İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey
görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun
diye bu alem yok değildir.

My_Immortal 01.10.2007 21:58:00
zuzum ve rıdvan abi süpersiniz.. emeğinize sağlık.

MaVi 02.10.2007 07:41:13
Ne kadar güzel olmuş bu konu...

Ben de kendi duvarıma asılı olan ve her daim düstur edinmeye çalıştığım  MEVLANANIN YEDİ ÖĞÜDÜ ile başlamak isterim.





Ve MEVLANA ve NEY......



Ridvan 02.10.2007 07:56:40
Emegine saglik,ne guzel bir paylasim...Gülümseme

MaVi 02.10.2007 07:57:44
Sizinkiler gibi efendim...Sizlerin de emeğine sağlık... Gülümseme

Ridvan 03.10.2007 09:39:01


                                       Detaylar...


















MaVi 03.10.2007 09:44:22
Bu bölüm için özel çekilmiş sanki....Ne güzel oldu.Gerçekten emek var şimdi...
Teşekkürler...

Ridvan 24.10.2007 16:05:45


Kusuruma bakmayın benim, dostlar,
bağışlayın beni.
Ben davullara, bayraklara aldırmayan
bir padişahın yoluna düşmüşüm,
deli divane olmuşum.
Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,
çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
Ama yok da sayılmam hani,
var olan bir şeyim ben.

Haydi ben bensiz geleyim,
sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var,
soyunalım iki can,
dalalım şu ırmağa, hadi.
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük,
bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri.

Bu ırmakta ne ölmek var bize,
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret.

Durma, çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum,
senin şânına sadece gelmek yaraşır.

     Mevlana Celaleddin Rumi

Ridvan 02.11.2007 06:33:02



Mevlânâ'dan tek el yazısı şiir

Eğer Hâkim'in İlâhînâme'si tarzında ve Mantıku't-tayr'ın vezninde bir kitap yazılsa, bütün insanlar arasında hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur.
 
 Günlerden bir gün Hüsâmeddin Çelebi, Mevlânâ ile baş başa oturmaktadır.

Çelebi,

“Eğer Hâkim'in İlâhînâme'si tarzında ve Mantıku't-tayr'ın vezninde bir kitap yazılsa, bütün insanlar arasında hatıra olarak kalır; âşıkların ve dertlilerin can yoldaşı olur.” deyince Mevlânâ, sarığının içinden bir kâğıt çıkartıp verir.

Kâğıtta, “Duy şikayet etmede her an bu ney” diye başlayan on sekiz beyit yazılıdır.

O günden sonra Mevlânâ söyler, Hüsâmeddin Çelebi yazar ve sonunda altı ciltlik Mesnevî ortaya çıkar.

Bugün, ilk on sekiz beyti Mevlânâ'nın, geri kalanı Hüsâmeddin Çelebi'nin hattı ile olan Mesnevî nüshasının nerede olduğu bilinmiyor.

Bu konudaki tek bilgimiz, Evliya Çelebi'nin Erzincan Mevlevihanesi'ni anlatırken yazdığı, “Ve bizzat Hazret-i Mevlânâ'nın hırka-i şerifi ve kendi hatt-ı şerifiyle bir kıt'a Kelâm-ı İzzet'i ve yine hattıyla Mesnevî-i Şerif'i vardır.” satırlarından ibaret.

Ancak Hasan Âli Yücel'in çevirdiği ve 74 yıl sonra Türkiye İş Bankası Klasikler Dizisi'nden yeniden yayımlanan “Rubailer” adlı kitapta, Mevlânâ'nın el yazısı ile bir şiiri var.

Ahmed Yesevi'nin hikmetlerini andıran manzume, 13. ve 14. asır Türkçe"si ile kaleme alınmış.

Ne yazık ki bu el yazısının da aslının nerede olduğu bilinmiyor.

Çocukluğunu Yenikapı Mevlevihanesi'nde geçiren Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel (1897-1961), ilk baskısı 1932'de Remzi Kitabevi'nce yapılan kitabın hazırlanış öyküsünü şöyle anlatıyor:

“Şimdiye kadar Mevlânâ'nın el yazısını -basılmış, basılmamış- hiçbir yerde görmemiş ve görene de tesadüf etmemiştim.

Rubaileri bastıracağımı kendisine söylediğim müderris Şerafeddin Bey, Umumi Kütüphane Müdürü, muhterem üstad İsmail Saib Efendi'nin bu hususta malumatı olduğunu bana söylediği zaman, manevi kemâline büyük saygı beslediğim müşarünileyhe gittim.

Her zamanki tevazuu ile kendisinde bulunan bir kitabın içinde, Mevlânâ'nın el yazısı olduğunu ve kitabı getireceğini söyleyince çok sevindim.”

Beyazıt Kütüphanesi'nin kırk yıl müdürlüğünü yapan İsmail Saib Efendi (1868-1940), on binlerce el yazması eserin adını, konusunu, yerini bildiği gibi, büyük bölümünü ezberine almış bir şahsiyettir.

Hasan Âli Yücel'e gösterdiği kitap ise Arapça dilbilgisine dair iki eserden oluşmaktadır:

İbni Cinni'nin Et-Telkin'i ile Ali İbni Saidi Zeydî'nin El-Muktedâbih'i.

Bir arada ciltlenen iki kitabın arasındaki dört sayfalık bölümde, bir manzume yer almaktadır.

Başında bulunan 'Li-kâtibihî' kaydından, el yazısının, şiirin sahibine ait olduğu anlaşılmaktadır.

Son beyitte ise “Şems” ismi geçmektedir.

Şems, Mevlânâ'nın şiirlerinde kullandığı mahlastır.

Yücel, manzumenin Mevlânâ'ya ait olduğu kanaatini şu cümlelerle dile getiriyor:

“Üstüne yazı yazılan eserin Mevlânâ'dan takriben bir buçuk asır evvel yazılmış olması, (Li-kâtibihî) kaydının bulunması, on dokuzuncu beyti tashih ederek bu manzumeyi istinsah değil, doğrudan doğruya kendisinin yazmış olması ve Şems diye tahallüs etmesi bende bu kanaati hasıl etmiştir.”

Merhum Mesnevihan Şefik Can da “Divan-ı Kebir'den Seçmeler” adlı kitabın önsözünde, Mevlânâ'nın gazellerinde kendi adı yerine hep Şems-i Tebrîzî'nin adını kullandığından bahseder ve, “Mevlânâ, gönül verdiği Tebrizli Şems'i öne almış, kendini onun adı altında gizlemiştir.” der.

Yücel'in bahsettiği iki kitabın İsmail Saib Efendi'nin özel kütüphanesine mi, yoksa Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ne mi ait olduğunu bilmiyoruz.

Saib Efendi'nin şahsi kitapları, vasiyeti gereği Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kütüphanesi'ne bağışlanmış.

Her iki kütüphanenin internet katalog taramasında yaptığımız araştırmalarda, bahsedilen eserlere dair bir kayıt bulamadık.

Umulur ki, UNESCO tarafından ilan edilen 2007 Mevlânâ yılında bu eserler bulunur ve kendi el yazıları Mevlânâ Müzesi'nde sergilenir.

Selçuk KARAGÖZ (Araş.-Yazar)


Sayfa: [ 1 ] 2